ÇİN YALNIZCA TEKSTİL DEĞİL
Güven SAK
Referans Gazetesi Köşe Yazarı
Bundan bir süre önce, 'Sizce memleketin bir yabancı sermaye politikası var mı?' diye sormuş ve olmadığını söylemiştik. Şimdi gelin ek bir soru daha soralım: 'Sizce bu ülkenin bir sanayi politikası bulunuyor mu?'
Bugünlerde tekstil sektörümüz Çin rekabetinden şikayetçi çünkü 2005 yılının ocak ayından beri gelişmiş ülkelerdeki tekstil kotaları kalktı. Bugüne kadar, Gümrük Birliği anlaşması, Avrupa pazarlarında bizi Çin rekabetinden koruyordu. Gerçi şimdi kimse, “Bu Gümrük Birliği ne iyiymiş” demiyor ama anlaşma artık tekstil sektörümüzü koruyamıyor.
Kotaların kalkması ile birlikte Çin’in bizim tekstil pazarlarımıza yaptığı ihracatın miktarındaki artış 2 haneli rakamları aşmak üzere. Şimdi biz fena halde şikayetçiyiz. Halbuki tekstilde kotaların ne zaman kalkacağını bundan 10 yıl önce biliyorduk. Bundan 10 yıl önce Çin daha bu işin başında idi. 10 yılda inanılması zor bir gelişme sergiledi. Şimdi Çin deyince hemen tekstili algılıyoruz. Ama bu doğru değil.
Çin aslında tekstilden ibaret değil. Hatta Çin’in dünya pazarlarına sattığı ilk 10 mal içinde yalnızca 2 adet tekstil ürünü bulunuyor. Bu kötü haber. İyi haber ise herhalde şu olabilir: Çin’in yeni gelişmeye başlayan otomotiv sektörü şimdilik dünya liginde başa güreşemiyor. Bundan 10 yıl önce tekstil kotalarının tedrici olarak kaldırılmasına yönelik anlaşma imzalandığı zaman, bizler 2005 yılında tekstil sektöründe başımıza neler geleceğini biliyor olmalıydık ama yöneticilerimizi şöyle bir hava uzunca bir süre hareketsiz kıldı: “Nasıl olsa ABD ve AB bu konuda bir tedbir alıverir.” ve biz, her sabah ve akşam “Markalaşmak lazım” demenin, markalaşma yolunda hızlı adımlarla ilerleyebilmek için yeterli olduğuna galiba inandık. Ama, Allahı var, geçen yılın 2. yarısını yoğun bir “Bu Çin karşısında, bizim birşeyler yapmamız lazım” sendromu altında geçirdik.
Gelin görün ki, bir türlü ne yapmamız gerektiğine ilişkin somut bir fikre varamadık ama galiba artık bu kez böyle yapmamamız gerekiyor. Çünkü bugün tekstil rekabetinin geldiği yerden artık tekstil dışında bir dizi sektörde bize son derece güçlü bir rakip geliyor. Hazırlanmak için ise fazla bir zamanımız bulunmuyor.
Gelelim konuya Çin’in en çok satılan 3 ürünü bilgisayar araç gereci, telekom ekipmanı ve de ofis araçlarından oluşuyor. Görülebileceği gibi Çin şimdilerde elektronikte adını duyuruyor. Tekstil sektörüne ait ilk ürün Çin’in en çok satan malları listesinde ancak dördüncülüğe yerleşebiliyor: Giysi-elbise parçaları. Daha önce de vurguladık. En çok satanlar listesinin ilk 10’unda yalnızca 2 adet ürünü bulunuyor. Bu ürünlerin 1999’dan 2003’e ihraç tutarındaki artış ise bir başka gerçeğe işaret ediyor: 1999 yılında, ağırlıkla, tekstil ve ayakkabı gibi ürünlerde ihracat yapan Çin artık ağırlığı elektronik sektörüne kaydırmış gibi duruyor. Çin ihracatı dalga dalga yapı değiştiriyor.
Bilgisayar araç-gerecinde, 1999’dan 2003’e Çin ihracatı yüzde 520 artıyor. Aynı dönemde telekom ekipmanındaki artış oranı ise yüzde 350 civarında. Artık önemi azalan elbise parçaları ve ayakkabı’da, 1999’dan 2003’e ihracat artış oranları, sırasıyla, yüzde 170 ve yüzde 150 civarında. Onlar da artıyor ama yeni ürünlerdeki artış oranı astronomik bir düzeyde. Boşuna “Çin her yıl dünyaya orta büyüklükte bir sanayi ülkesi daha ekliyor” denmiyor. Her yıl yirmi milyon kişiye sanayi sektöründe iş yaratan Çin, bir yandan da ihracatının kompozisyonunu değiştiriyor. Üstelik bunu son 4 yılda son derece hızlı bir biçimde gerçekleştiriyor. Yarın otomotiv ürünü ihracatının da yükselmeye başladığı bir Çin görürseniz, sakın şaşırmayın.
Çin’de olup bitenlerin herkesi derin uykulardan uyandırmasında fayda bulunuyor. Çin’de başlayan derin iktisadi dönüşüm süreci, tüm dünyada rekabeti güçlendiriyor. Bir şeyler yapmak gerektiği herhalde açık, peki, ama ne yapmak gerekiyor? Asyadan yükselen küresel rekabet dalgası karşısında, ticaret engelleri vasıtasıyla yapılabilecek fazla birşey bulunmuyor. Bugün koyduğunuz engellerin yarın aşılabilmesi pekala mümkün görünüyor. Bu durumda, daha yapısal bir dizi tedbir almak da fayda var.
Bundan bir süre önce, “Sizce memleketin bir yabancı sermaye politikası var mı?” diye sormuş ve olmadığını söylemiştik. Şimdi gelin ek bir soru daha soralım: “Sizce bu ülkenin bir sanayi politikası bulunuyor mu?” Yabancı sermaye politikası olmayanın nasıl olur da bir sanayi politikası olabilir ki? Hükümetimiz daha geçenlerde sanayiyi desteklemekten, anlamsız teşvik dağıtarak rekabet ortamını bozmayı anladığını hepimize ve de dünyaya göstermedi mi? O Teşvik Yasası başka ne anlama geliyordu? O yasa, Çin rekabeti karşısında bize ne sağladı? Bu soruları enine boyuna tartışmadan bu gaflet uykusundan kolayca uyanmak ne yazık ki mümkün gözükmüyor. Laf ebeliğini bırakıp, iş yapma zamanı sizce daha gelmedi mi?
Kaynak: Referans Gazetesi
26/07/2005 |